Podcast mi o da ne?


“Eğer bir başkası için bir lamba yakarsan, aynı zamanda senin yolunu da aydınlatacaktır.” Budha

Hayatın seni hangi noktalara getirebileceğiniz bilmediğimiz bir olgudur. Aynı zamanda teknolojinin ilerlemesiyle beraber insanların arasında mental mesafelerin bir o kadar açıldığı bir yüzyıldayız. Budha’nın gösterdiği yolun bir yöntemi de günümüzde podcast yayıncılığı.

Dünya’da özellikle de Amerika tarafında gün geçtikçe büyüyen podcast topluluğu bir süredir dikkatleri üzerine çeker bir haldeydi. Bundan bizde kendimize düşen kısımları alarak, beyin fırtınası kısmına geçtik. “Acaba ne yapabilirdik?” ve “Nasıl yapabilirdik?”. Bunlar aşamalı sorular ve cevaplar olduğu için önce içerik ve podcastin adını kararlaştırmak kısımlarına yoğunlaştık.

Konu başlığını “hayat” olarak belirledikten sonra, Sametle en sevdiğimiz grup olan Redd’den alıntı yaparak ismini “Hayat Kaçık Bir Uykudur” koyduk, çoğu insanın en başlardan beri HKBU olarak bildiği podcastin ilk yayınını 29 Temmuz 2019'da yayınladık. Podcast tanımımızın içerisinde geçen “Kaliforniya-İstanbul ekseninde” kısmına da atıf yaparak pilot bölümümüz “Okyanus Ötesinde Uykular” olarak bütün platformlarda (Spotify, Apple Podcast, Google Podcast vb.) yer aldı ve uzunca bir süre en çok dinlenen bölümümüz oldu. Hatta halen ikinci sırada olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Podcast camiasına adım atarken, kendimi bir nevi 2010 senesinin sonunda önümde hiçbir fiili örnek olamadan maceraya atıldığım Amerika serüveninde hissettiğim gibi bir duyguya kapıldım. Dinamikleri, zorlukları ve diğer bütün etmenleri deneyimleyerek, geride bıraktığımız #42 bölüm sonunda geriye baktığımda içerik, kayıt kalitesi ve edindiğimiz tecrübeyle birlikte çok yol aldık ve almaya devam ediyoruz.

İçerik üretmek her zaman zorlu bir süreçtir ve bunu Türkçe olarak gerçekleştirmeye çalışmak daha da zordur. Adeta koca bir okyanusa bir olta atıp, balıkları beklemek gibi bir durum. Ve o sandalın içinde yalnızlık duygusuyla boğuşmak diyebiliriz. Nedeni ise; yeni oluşmaya başlayan bir topluluğun emekleme aşamasında olmasıdır. Her ne kadar zamanla gelişeceğini düşünsem de; Amerika standartlarına hiçbir zaman çıkamayacağını da biliyorum. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in “Tahir ile Zühre” şiirinde dediği gibi “sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?”

En önemli olan kısmı insanlar ile bir şekilde iletişimde olabilmek ve yayınlanan bölümlerle ilgili geri dönüşleri alabilmek diyebilirim. Çünkü bir radyo programı gibi anında telefonla bağlanan dinleyicilerden ya da tiyatro sahnesinde alkışlarla oyuncuları onore eden bir seyirci durumu olmuyor. Hatta bugün yayınladığın podcast bölümü için belki de iki sene sonra bir geri dönüş bile alabilirsin. Bizim için ise 29 Temmuz 2019'dan sonra yaklaşık 8.5 ay oldu ve uzun soluklu olacak bir yolumuz var. HKBU podcasti hiç dinlemediyseniz, bu zamana kadar yayınlanan bölümlere göz atmak için link şurada; hkbupodcast.com

Günümüzün en önemli sorunların başında insanların bariyerlerini kırmak geliyor. Toplumlar zaman geçtikçe geçmişe göre özgürleşti fakat bireysel olarak günden güne daha çok kendi içine kapandı. Bunun sonucu olarak bugünün insanı olabildiğince duvarlarını daha da yükseğe çıkardı. Doğal olarak içerik üreterek, duvarları yükselen insanlara ulaşmak aslında pek kolay olamıyor. Diğer taraftan da ürettiklerini mevcut platformlara koyarak insanların ulaşmasını kolaylaştırabiliyorsun. Bir nevi süpermarkete girmiş ve reyonlara göz gezdiren birisi için reyondaki ürünün sahibisin.

Mevcut düzen içerisinde samanlıkta iğne arayan dinleyici ile kaliteli içerik üretmek için mücadele veren üretici arasındaki tek bağlantı sosyal ağlar olarak görünüyor. Bu en azından Türkiye için böyle diyebiliriz. Amerika tarafında daha farklı şekillerde dinleyicilere ulaşma imkanı olabiliyor. Örnek vermek gerekirse fuarlardaki etkinliklere katılma veya biletli olarak canlı bir şekilde podcasti bir etkinlik alanında gerçekleştirmek gibi.

Ülkemizde dinleyicinin en çok tercih ettiği platform Spotify olarak göze çarpıyor ve oran vermek gerekirse yaklaşık %70'ler civarında olarak görünüyor. Aslında gelişen podcast topluluğunda bir sürü sadece podcast dinleme uygulamaları bulunuyor. Ama Türkiye’de, Spotify’ın yaygın bir pazar hakimiyeti olduğu için doğal olarak insanların kolayına geldiğini düşünürsek pek de şaşıramıyoruz.

En önemli sorulardan birisi de “ya peki podcasti yapıyorsunuz ama ne getirisi olabilir ki?” şeklinde oluyor. Bu noktada eğer ülkemiz için bunu konuşursak “minimum beklenti, maksimum mutluluktur” diyebiliriz. Sonuçta hiç alışkanlık olmayan bir yerde siz tohum ekiyorsunuz ve dünden bugüne inanılmaz bir gelişme, getiri bekleyemezsiniz. Öncelikle podcasti bir hobi olarak düşünmekte fayda var, sonrasında neler getirir onu zaman gösterecek. Bu hikayenin bir de okyanus ötesi yani Amerika tarafı var tabii ki, orada pazar inanılmaz boyutlara ulaştı. 2020 senesi için 1.5 milyar dolarlardan bahsedilen bir pazarın, içerik üreticilerinin ağzını sulandırmaması gibi bir seçenek olamaz. Gerçek hayata geri dönecek olursak, Türkiye’de bizim için önemli olan nokta dinlenme sayıları diyebiliriz. Zaman içerisinde ufak tefek sponsorluklar olacaktır, hatta bazı daha popüler insanların yaptığı podcastlere daha fazla ve kolay bir şekilde sponsor bulunabilecektir. Fakat gerçekçi olmak gerekirse toplam pazar payının pek yukarılara çıkması kısa ve orta vadede mümkün görünmüyor.

Biz yani Hayat Kaçık Bir Uykudur Podcast, bu yola çıkarken bilekleri sıvama aşamasında finansal getiri tarafını hiç aklımızın ucuna dahi getirmeden, farklı coğrafyalarda ortak paydada buluşup, insanlarla etkileşime geçmeyi öncelik olarak belirledik. Daha önce de ifade ettiğim gibi en önemli kılavuz ise beklentinin minimum olmasıdır. Bunu sağladıktan sonra tüm aşamaların kolaylaşacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Zaman geçtikçe Türkçe podcast camiasının çoğalmaya başladığına şahit olmak keyif veriyor. Aynı zamanda mevcut ya da yeni oluşum aşamasında olan podcast platformlarının HKBU’yu direk sitelerine eklemesi de ayrı bir motivasyon kaynağı diyebilirim. Bir taraftan da emekleme aşamasında olan bir camiaya katkı sağlamak, bununla beraber belki de öncü grupta yer almış olmak sonrası için daha da motive ediyor. Sonrası mı? Onu hep beraber göreceğiz!

Mühendislikte nasıl 3E kuralı (ekonomi, emniyet ve estetik) varsa bence podcast kısmında da 3E kuralı var; ekipman, etkili içerik ve etik. İnsanların kulağına temiz bir kayıt ile ulaşmak için ekipman, onların ilgisini çekmek için etkili içerik ve anlatıların doğruluğundan sapmamak için ise etik gerekli diye düşünüyorum. Sonrasında tercih tamamen dinleyiciye ait değil mi?

Toplum her zaman için alışkanlıklarından kolay olarak vazgeçme eğiliminde olmuyor, hatta vazgeçmiyor. Doğal olarak eğer yeni bir şeyler sunuyorsan, sabırla beklemeyi de süreç içerisinde bir şekilde öğreniyorsun. Bir taraftan da yeni yeni oluşmaya başlayan bir topluluğa katkı sağlayabildiğini hissediyorsun. Bir diğer nokta dinlenme ve takipçi sayılarından bağımsız bir şekilde kendini ifade edebiliyorsun. Hayat içerisindeki en önemli kriterlerden biri olan “kendin olma” doğal olarak podcast için de önemli bir kriter. Bu serüvenimizin belirttiğim gibi daha çok yolu var ve başka bir sürü hikayede buluşmak dileğiyle, bol podcast dinlemeli günler!

You Might Also Like: