Amerika Günlükleri '19 / #1 New York Günlükleri

Uzun yıllar sonrasında rota çizme aşamasında bile keyif veren bir süreç oldu. Hep söylenildiği gibi planlama kısmında aldığın motivasyon ve keyif, seyahatten çok daha fazla oluyor. Aslında planlamanın Haziran ayının ortasında başladığı ama biletleme safhasının Eylül ayının ilk haftası gibi gerçekleştiği, ki bu kadar yaptığım New York seyahatleri arasında uçuşa 19 gün olmasına rağmen en uygun bileti aldığım seyahat oldu. Dünyanın en çok bilgisi bulunabilen şehiri olduğu için, yazı içeriği isminden de anlaşılabileceği üzere "New York Günlükleri" oldu. Bir taraftan da 2 sene şehirde yaşamış birisinden alternatif seyahat olan rehberi olarak da düşünebilirsiniz.

O zaman gelin Amerika Günlükleri '19'un 26 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasını kapsayan yazının ilki olan #1 New York Günlükleri'ne detaylıca bakalım.

26 Eylül 2019 [İstanbul - Amsterdam - New York]

KLM Havayolları'nın New York uçuşu Amsterdam üzerinden olduğu için Sabiha Gökçen Havalimanı'nında gerekli check-in ve sonrasında pasaport işlemlerini tamamlayıp, kontrol noktasından sonra kafamı ilk defa sol tarafa çevirince küçük bir büfesi olan Caribou Caffee'de uçuş öncesi kahvaltımı yaptım. Malum olduğu üzere Pegasus Havayolları'nın imkanları uçuş sırasında oldukça kısıtlı ve tahmin edileceği üzere KLM'nin bağlantı uçuşu Pegasus'laydı. Amsterdam uçuşu 3 saat sürdü ve şaşırdığım şekilde rötar yemeden tamamlandı. Sonrası ise Amsterdam Havalimanı'nın görece rahat bir aktarma havalimanı olması sebebiyle yaklaşık 5-7dk yürüme ile KLM New York uçuşu kapısına varmak şeklindeydi. Havayolları artık her türlü fırsatı paraya çevirme yoluna gittiği için saçma bir şekilde 55-60 yaşlarında bir çiftin ortasında buldum kendimi, sağ tarafımdaki ablanın gripten sesinin çıkmaması da işin piyangosu oldu denilebilir. KLM'nin uçaklarının biraz eski teknoloji olması; usb çıkışının dahi yolcu eğlence sistemi içerisinde olmamasını da beraberinde getirdi. Çok konforlu olmasa da inanılmaz ekonomik bir uçuş ile yaklaşık 8 saatten biraz fazla bir şekilde John F. Kennedy Havalimanı'na ulaştık. 7 yıl sonra ayaklarımın basmasıyla değişik duygular girdabına girdiğimi inkar edemem.

Fakat pasaport sistemini dijitalleştirmişler ve şansıma ekstra bir yoğunlukta vardı. Bu kadar beklemenin ardından adeta süpriz niteliğinde bir de ufak bir sorun var denilip, arka tarafta sınır güvenliği tarafında yaklaşık 1 saatten fazla beklemek işin tuzu biberi oldu. Yalandan 1 saat beklemek ile birlikte 2,5 saati bulan uçuş sonrası havalimanından çıkış süreci önce AirTrain, sonra E treni ve en son F treni alıp eve varmamla sonuçlandı. Bilet maliyetleri ise; AirTrain tek yön $5, MTA( bütün toplu taşımalar) haftalık sınırsız kartı $34 ($33 ulaşım, $1 kart depozitosu).

27 Eylül 2019

Seyahat sırasında hasta insanın yanımda oturması ve üstüne hava değişimi sorunsalıyla birlikte boğaz ağrısının baş göstermesi keyif kaçırdı. Özlediğim ve benim için bir ritüel olan krem peynirli bagel ve sade kahveli kahvaltımı mahallede bulunan Dunkin Donuts'da yaptıktan sonra giriş seviyesinde Manhattan tarafına geçip, ufak bir yürüş yaptım. Fakat enerji seviyemin düşüklüğü ve diğer günleri de düşünerek fazla efor sarfetmeden Queen's tarafına geri dönüp, 1 lt taze greyfurt suyu içerek günü kısa tutup evde dinlenme safhasına geçtim.

28 Eylül 2019

Güne yine klasik bir Dunkin Donuts kahvaltısı ile başlayıp, sonrasında Union Square ve SoHo taraflarına doğru geçerek, geçmişte hep yaptığım şekilde bolca yürüdüm. Bir cumartesi klasiği olarak akşama yolum Williamsburg'e düşeceği için bünyeyi fazla yormadan eve geçip, akşam için enerji toplama safhasına geçtim. En son şehirden ayrıldığımda ne Uber ne de Lyft uygulaması vardı, ama fiyat avantajı sebebiyle Lyft uygulamasını kullanıp Williamsburg'de önce Black Flamingo'ya gittik, sonrasında bir klasik haline gelmiş olan Union Pool'a uğradık. Union Pool'u bilen bilir orada avluda bulunan Truck Food'da yine klasikleşmiş bir şekilde tavuklu quesedilla yedikten sonra her nasıl ikna olduysam; tekrar Black Flamingo tarafına geçip hemen karşısında bulunan asya restaurantı Wei's da Mike'ın spesyeli olan tavuklu noodle yemeye çalıştım. Ama bitirmenin mümkün olmadığını farkedip, paket olarak alıp geceye nokta koyduk.

29 Eylül 2019

Uzun geçen cumartesi günleri her zaman pazarları harcar, o yüzden dolayı sakin bir gün başlangıcı oldu. Daha mahalle içerisinde geçen bir gün olacağı da önceki günden belliydi zaten. Önce Best Buy ziyareti ve yeni çıkan Fifa 20 alışverişi, dönüş yolunda ise evin yakınında bulunan TJ Asian Bistro'da sushi yemek şeklinde oldu. Sonrasında SoHo tarafına doğru geçip, neler değişip değişmediğini kontrol ettim. Genel itibariyle aynı şekilde duran cadde ve sokaklarına pek de şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Yürümenin en keyif verdiği yerdir SoHo tarafı!

30 Eylül 2019

Plansızlık ve programsızlığı seyahat mottosu olarak belirlediğim bu seyahatimde benim için her zaman New York sebebi olan eylemi artık gerçekleştirme zamanım gelmişti; Bryant Park'ta Pret A Manger kahvaltısı! Pazartesi olması sebebiyle görece sakin olan bir sabahtı ve benim için klasik bir Pret A Manger kahvaltısı olan yumurtalı-rokalı sandviç ve yanında sadece kahve ile güne başladım diyebilirim. Sonrasında yine yürüyüş rotam olan 5th Ave'de Central Park'a doğru yürüdüm. Hissiyatı bambaşka olan bir yürüyüş oldu, çünkü adeta geçmişe gidip gelmeler yaşadım. Central Park'a girmeden geri dönüp, sonrasında Financial District tarafına geçtim. Ben şehirdeyken 9/11 tarafı tamamen kapalı ve inşaat halindeydi, son halini merak ettiğim için direk o taraflarda dolaşmayı tercih ettim. O tarafın çehresi tamamen değişmiş ve güzelleşmiş diyebilirim. Hemen orada bulunan Century 21'e uğrayıp ne var ne yok diye bakıp, bir şey olmadığına kanaat getirip SoHo'ya doğru yürümeye koyuldum. SoHo tarafına gitmek hep beni keyiflendirmiştir ve yine öyle oldu. Uzun zamandır özlemle andığım meşhur olmayan makarnacıma gittim. Il Corallo Trattoria benim için gerçekten pappardelle funghi demektir, başka bir şey yeme ihtiyacı hiç hissetmedim. Hava Eylül ayının sonunun gelmesi sebebiyle yavaştan yağmurlu hale geldi, daha fazla ıslanmaya mahal olmadığını düşünüp Queen's tarafına yol aldım.

1 Ekim 2019

Northern Blv. tarafında bulunan Marshalls, Best Buy ve Home Depot ziyaretleri sonrasında yine bir lokal gün olacağı belli oldu. Ama senaryoyu değiştirip Village tarafına doğru yol alıp, üstüne 99cent Fresh Pizza'da iki dilim pizza yedikten sonra rotayı New York'un anlamı olan yere çevirdim; Fat Cat! Saat itibariyle erkendi, fakat ilk grup performansına başlamak üzereydi ve normal zamanlara göre sakindi. Sahne önü oturma yerlerini değiştirdikleri hemen gözüme çarptı. Önceden sadece bir kanepe, iki koltuk falan varken; şu an 5-6 tane bank tarzı oturma yeri koymuşlar. Bu da demek oluyor ki insanların mekanda oturup caz müzik dinleme ihtiyacı artmış. Benim genellikle mekan içerisindeki yerim barda oturmak olduğu için o tarafa bu seferlik pek geçmeden muhabbet eşliğinde keyiflenmek şeklinde oldu.

2 Ekim 2019

Flushings 82th St. taraflarına ilk ziyaretimi yapmakla güne başladım. Flushings tarafına gidenlerin bileceği, bilmeyenlere ise şöyle tarif edebileceğim gibi; şehrin niteliksiz göçmenlerinin Queens tarafı. Bir hata yapıp o tarafta Dunkin Donut's kahvaltımı yaptım ki muhtemelen bu seyahatimin son Dunkin kahvaltısı diye iç geçirerek bunu gerçekleştirdim. O tarafta bulunan Vitamin Shoppe'ye uğradıktan sonra, daha da aşağılarda bulunan Target'a geçip biraz dolandıktan sonra Queens merkeze yönelip huzuru buldum. Lokal bir gün derken bunu aklımdan geçirmemiş olsam da mahallede bulunmak her zaman iyi geliyor. Havanın güzel olmasına rağmen üşengeçliğim devreye girdiği için Manhattan'a pencereden bakıp, Montauk birasını yudumlarken kendimi buldum.

3 Ekim 2019

Bu sefer hava yağmurlu ve kötüydü, ama dün yaptığım tembelliğin bir sonucu olarak Manhattan'a doğru yol aldım. Önce mimari olarak anlam veremediğim Vessel'i ziyaret ettim, o kadar ne olduğundan haberim yok ki rezervasyon yapılması gerektiğini bilmiyordum. O sebepten ötürü etrafında biraz dolaşıp, pek de bir anlam veremeyerek Chelsea'ye doğru geçtim. Saçma bir şekilde sakin, kendi halinde bir yer olmasına yine şaşırarak Apple Store molası, Chelsea Market dolanmalarını gerçekleştirdim. Lakin havanın tatsız olması ve enerji yenilemesi amacıyla tekrar eve doğru yol adım. Sonrasında bir klasik haline gelen Fat Cat'e doğru yol adım, herkesin anlayamayacağı sekanslar olsa da benim şehirden en çok keyif aldığım yer diyebilirim. Biraz'ca zaman geçirdikten sonra eve doğru yol almaya çalışırken metro bakımlarının azizliğine uğrayarak her nasıl olduysa ELS Language School taraflarına yolum düştü. Havanın rezalet olduğu bir akşamda kendimi o tarafta bulmam değişik bir hissiyat yaratmadı desem ayıp olur. Canal St. tarafı her zaman değişik hisler yaratacaktır.

4 Ekim 2019

Benim için her zaman özel bir sabah kalvaltısı sekansı olacak olan Bryant Park'ta güne başladım. Geçmiş zamanlara göre farklı bir şekilde Whole Foods'da güne farklı/sağlıklı bir kahvaltıyla başladım. Esas planımı gerçekleştirmek için 1 trenine binip 137th St.'e doğru yol aldım. Esas amacım günü tamamen bir nostalji kuşağına çevirmekti aslında, the City College durağında indim. Adeta geçmişe yolculuk şeklinde geçen yolculuk ve sonrasında okulda dolaşma sonrasında okul mağazasının 7 sene sonra yerini değiştirmesiyle beraber ufak bir şok yaşadım. Güvenlikle konuşup, rica ile beraber kimlik vermeden mağazanın yeni yerine geçip birkaç alışveriş sonrasında belki de daha da uzun süre gelmemek üzere okuluma bir veda ettim. Duygu karmaşıklığı açısından tarif edilmesi pek mümkün olmayan halim sonrasında Colombus Circle tarafına geçip $2.75'e 2 dilim pizza ve sprite ile 99cent Fresh Pizza'da karnımı doyurup, Times meydanına doğru yürüdü.Turist yoğunluğu sebebiyle çok tercih ettiğim bir konum olmamasına rağmen aşağı doğru ilerlerken metro güzergahında daha mantıklı bir rota yoktu. Akşamki planlamamda bulunan Brookly Nets'in sezon öncesi hazırlık programında bulunan Franca (Brezilya) maçına doğru yol adım. Daha önce Brooklyn'nin bulunmadığım yerlerine doğru yol aldığım bu serüvende salona yaklaştıkça keyfim arttı. Daha önce bir çok New York Knicks maçında bulunmuş olsam da (ki bunlardan bir tanesi Kobe Bryant'lı LA Lakers maçı) basjetbol her daim bana keyif veren bir spordur. Maçın son çeyreğinin sonuna doğru yakın olan Williamsburg tarafına geçip, arkadaşlarla bulup bir cuma günü klasiğini yerine getirdim. Black Flamingo ve Union Pool o tarafın mekanları olarak artık netleşmişti ama gecenin sonu sanırım benim hayat boyu favorim olacak bıyıklı meksikalı teyzelerde sonlandı!

5 Ekim 2019

Bir önceki günün temposunun yorgunluğu sabaha güzelce yansıdı. Göz alerjisi sebebiyle Rite-aid ziyaret edip göz damlası ve ilave tedbir olarak günlük vitamin aldım. Lokal gün belirtisinin olduğu sabahın sonrasında Auborigene Cafe'de kahvaltı/öğlen yemeği karışımı olarak Roast Beef sandviç ve kahve kombinasyonu sonrasında akşamüstüne kadar istirahat şeklindeydi. Akşamki senaryo tamamiyle Lower East Side tarafıydı. Benim favori bölgem olarak öngörülebilinecek alan içerisinde önce Pianos Bar'da yerel bir grubu dinleyip, sonrasında da No Fun'a geçtik. Gün itibariyle gayet yoğun bir nüfusun olduğunu söyleyebilirim. No Fun, mekan olarak görece daha keyifliydi diyebilirim. Sonrasında ise "gecenin fişi yok" zaman diliminde şehirde gittiğim en garip bar olabilecek olan Mehanata isimli bara girdik. Bir bar daha garip nasıl olabilir ki sorusunun cevabının verildiği yer diyebilirim. Gecenin fişini ise bir klasik olan bıyıklı teyzelerle sonlandırdık.

6 Ekim 2019

Günün programı az buçuk Bowery Ballroom sebebiyle belliydi. Çok erken evden çıkmak gibi bir niyetim yoktu. Önce Grand Central tarafında dolaşıp, kapanan hamburgecimin (the Black Shake Burger) önünde içimi bir hüzün kapladı. İşin garibi kapanalı çok olmasına rağmen başka bir şey açılmamış. Sonrasında Shake Shake'de hambuger yemeyi tercih etmek durumunda kaldım. Havanın adeta kararsız bir hale bürünmesi/tatsızlaşması ve yürüme sekanslarımla beraber hafiften yoruldum diyebilirim. Yine dönüp dolaşıp Lower East Side taraflarına gelmemi artık bu seyahatimin bir cilvesi olarak görmeye başladım. Görece erken diyebileceğim bir saatte 19:30 gibi Bowery Ballroom'a girdim. Bu mekan benim gerçekten de favori performans mekanım. Eğer bir gün yolunuz düşerse, konserine bakmaksızın içeriye adım atmak için biletinizi alın derim. Önce Shey Baba sahneye çıktı ve deneysel müziğiyle tanışmamı sağladı. Dingin diyebileceğim müziğini zaman zaman dinlemeye devam ediyorum. Sonra Blanco White sahnede yerini aldı. Çok bildiğim ve takip ettiğimi söyleyemesem de konser öncesinde biraz bakmıştım. Tını olarak benim kıvamıma yakın olduğu için seçtimi söyleyebilirim. Genç müzisyenlerin sahnedeki performansı keyifliydi. 22:30 gibi konseri geride bırakıp, şehrin yağıp yağmamak konusunda bir türlü karar veremeyen havasına aldırmadan gece yürüyüşümü yaptım. Önce 6 trenini, sonrasında 7 trenini alıp günü kapadım.

7 Ekim 2019

Niyetim günlerdir öteleyip durduğum Central Park ziyaretimi artık gerçekleştirmekti. Ama sanıyorum hem enerji seviyem hem de nedense ayaklarım beni Manhattan'ın o bölgesine bu seyahatimde götürmeyecekti. Bir yandan da çamaşırhane ziyaretini de gerçekleştirmem gerekiyordu. Lakin bu işle Kaliforniya tarafında pek uğraşasım yoktu ve özlenen buluşmayı gerçekleştirdim. Anılarımın anlatmakla bitmeyeceği Laundry'e gittim, artık bazı günler kurutucu için kampanya bile yapıyorlarmış. Öğle yemeği için tercihim Thai yemeği oldu. Bol karidesli saydam renkte diyebileceğim noodle, bol ve doyurucuydu. Akşama kadar lokal bir Queens günü oldu. Sonrasında hayatımın barı olan Fat Cat'e geçip, sakin bir son akşam geçirme amacımı gerçekleştirdim. Saçma bir şekilde sanki Fat Cat beni New York'a bağlıyor. Muhtemelen o salaş yapısı içerisinde kaybolmanın hazzı beni kendine çekiyor. Ertesi günü düşünüp geceyi çok uzun tutmadım. Şehrin havası bol yağmurlu bir hale gelmişken biraz ara vermenin faydalı olacağı da aşikardı. Son gece bıyıklı teyze meksika yemeğine ulaşamadım, çünkü pazartesi günleri tatil yapıyorlar.

8 Ekim 2019

Uzun günün öncesinde dinlemeyi ihmal etmediğim, dingin bir sabahtı. Akabinde az mahalle içi yürüyüş ve Dunkin Donut's kahvaltısı yaptım. Bavul ve çanta düzenleme işlerini de başarıyla hallettikten sonra John F. Kennedy Havalimanı'ndan Jet Blue ile 17:10'da yapacağım Sacramento uçuşu için yavaştan yola koyuldum. JFK Havalimanı'nın en sevdiğim tarafı metro ile bir şekilde ulaşabilme imkanıdır. Daha önce iç hat uçuşu yapmadığımı da göz önüne alarak görece erken geçtiğimi de eklemeliyim. B terminalinde, Jet Blue ile "kendi bavulunu kendin etiketleyip banta koy ve yolla" deneyimini de yaşamış oldum. Ne kadar az personel o kadar pratiklik felsefesi vücut bulmuş. En şaşırdığım nokta ise iç hat uçuşu olmasına rağmen sıradışı güvenlik önlemleriydi. Sonrası mı? 26 numaralı kapıdaydım.

You Might Also Like: